İçeriğe geç

COVİD-19 PANDEMİSİNİN ÖZEL OKUL VE VAKIF ÜNİVERSİTESİ SÖZLEŞMELERİNE ETKİLERİ

COVİD-19 PANDEMİSİNİN ÖZEL OKUL VE VAKIF ÜNİVERSİTESİ SÖZLEŞMELERİNE ETKİLERİ

Av. Ayşenur ALPAY

22.05.2020-Ankara

GİRİŞ

2019 yılının sonu itibarıyla Çin’in Wuhan kentinde başlayıp 2020 yılının ilk aylarından itibaren tüm dünyayı etkisi altına alan ve küresel bir salgın haline gelen Corona Virüs (Covid-19) salgını, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 11 Mart 2020 tarihinde ‘Pandemi’ ilan edilmiştir.

Salgın sebebiyle oteller, tiyatrolar, restoranlar, marketler, alışveriş merkezleri kapanmış; okullar ve üniversiteler eğitime ara vermiştir. Öyle ki, küresel çaptaki organizasyonlara da çeşitli sınırlamalar getirilmiştir.

Salgın sebebiyle alınan önemlerin ve uygulamaların doğmuş ve doğacak neticelerinin sözleşmeler hukuku bakımından ele alınması son derece elzemdir. Nitekim, 7226 sayılı Kanun’un Geçici 1. Maddesi ile hukukumuzdaki sürelerin 15 Haziran 2020 tarihine kadar durduğunu görmekteyiz. İşbu durum 15 Haziran 2020 tarihine henüz gelmeden dahi somut örnekler ile karşımıza çıkmakta ve birçok uyuşmazlığa sebebiyet vermektedir.

Dolayısıyla, söz konusu Covid-19 pandemisinin hukuk düzenimiz nezdinde oluşturabileceği etkileri, özel okul ve vakıf üniversiteleri sözleşmeleri nezdinde gözden geçirmek faydalı olacaktır. Bununla birlikte, söz konusu salgının çeşitli sözleşme tarafları arasında muhtelif konularda çok sayıda örnekler ve soru işaretleri doğuracağı da muhtemeldir.

Covid-19 pandemisi nedeniyle ülkemizde örgün eğitime 16 Mart 2020 tarihinden itibaren ara verilmiş olup bahar dönemi süresince örgün eğitim yapılmaması yönünde idari kararlar alınmıştır. Dönem sonu sınavlarının ise online olarak yapılmasına karar verilmiştir. Bu durumda 16 Mart 2020 tarihinden sonraki dönem için özel okul ücretlerinin ödenmemesi veya ödeme yapılmışsa iadesi problemi gündeme gelmektedir.

1. SÖZLEŞMENİN HUKUKİ NİTELİĞİ

Özel okul ve vakıf üniversitesi sözleşmeleri hem idare hukuku hem özel hukuk yönü bakımından karşımıza çıkmaktadır. Özlük hakları, sınavlar, disiplin vs. gibi hususlar bakımından idare hukukuna tabiyken; sözleşmeden doğan borçlar, ücret vb. gibi hususlar için özel hukuk hükümlerine tabi olacaktır. Dolayısıyla kabaca ifade etmek gerekirse, bir öğrenci ve/veya öğrenci velisi özel okul ve/veya vakıf üniversitesine kayıt yaptırana kadar idare hukuku, sözleşme akdedildikten sonra ise özel hukuk hükümleri geçerli olacaktır.

2. ÜCRET KAVRAMI

Özel okullarda eğitim ücretinin yanı sıra sosyal ve kültürel faaliyetler büyük oranda ödenen ücretin miktarına etki etmektedir. Bununla birlikte, birçok özel okul servis ve yemek ücretini i         se peşin olarak almaktadır. Bu durumda 16 Mart 2020 tarihinden sonraki dönem için ödenen eğitim, yemek, servis vb. ücretlerin ödenmemesi veya iadesi söz konusu olacaktır.

3. ÇEŞİTLİ KANUNLAR BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME

a. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun

Öncelikle, Kanunun ‘Kapsam ’başlıklı 2. maddesi ‘Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar.’ hükmü ile Kanunun kapsamını belirlemiştir. Diğer yandan, Kanunun ‘Tanımlar’ başlıklı 3. Maddesinde; ‘hizmet’, ‘tüketici’ ve ‘sağlayıcı’ tanımları yapılmıştır. Buna göre;

  • Hizmet: “Bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan ya da yapılması taahhüt edilen mal sağlama dışındaki her türlü tüketici işleminin konusunu ifade eder.” (TKHK m. 3/d).
  • Tüketici: “Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder.” (TKHK m. 3/k)
  • Sağlayıcı: “Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder.” (TKHK m. 3/ı).

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un kapsamı gereğince; özel okul ve vakıf üniversiteleri sözleşmeleri tüketici işlemi olarak değerlendirilecektir.

Tüketici işlemini tanımlamak gerekirse; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemdir. Dolayısıyla, belli bir ücret karşılığında eğitim hizmeti veren vakıf üniversitesi ve/veya özel okul sağlayıcı, veli ve/veya öğrenci ise tüketici olarak nitelendirilecektir. Bu nedenle, 16 Mart 2020 sonrası dönem için 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 13. İla 16. maddeleri arasındaki hükümleri incelememiz faydalı olacaktır.

Ayıplı hizmet, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 13. Maddesinde ‘Ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca kararlaştırılmış olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmettir.’ hükmü ile tanımlanmıştır. Dolayısıyla, Kanun nezdinde sağlayıcı durumda olan özel okul ve/veya vakıf üniversitelerinin 16 Mart 2020 sonrası dönem için ayıplı hizmet verdiği aşikardır. Somut bir şekilde görüldüğü üzere örgün eğitimin devam etmemesi nedeniyle, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin devam ettirilememesi durumu söz konusudur. Bununla birlikte, birçok özel okul ve/veya vakıf üniversitesi tarafından verilen online eğitim hizmetleri taraflar arasında kararlaştırılan özellikleri taşımadığı aşikardır. Nitekim okul ücretleri sadece eğitim ücretini kapsamamakta sosyal ve kültürel faaliyetler büyük oranda ücretin içerisinde yer almaktadır. Son olarak, sağlayıcının verdiği hizmetin objektif olarak taşıması gereken özellikleri taşımadığı da son derece açıktır. Tüketicinin sağlayıcının hizmetinden beklediği makul faydanın yerine getirilmediği görülmektedir.

b. 5580 Sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu

Özel okul sözleşmeleri, MEB’in hazırlamış olduğu tip sözleşmedeki asgari şartları taşıması şartıyla geçerli olmaktadır. Bu nedenle özel okullar ile veliler arasında tam anlamıyla bir tip sözleşme söz konusu değildir. Veliler sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, asgari şartlar dışındaki hususlarda sözleşmeden madde çıkarabilir ve/veya sözleşmeye madde ekleyebilir. MEB tarafından hazırlanan tip sözleşmelerde dönemin açılmaması ücret iade sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır.

c. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu

Taraflar arasında akdedilen sözleşme niteliği itibarıyla tam iki tarafa borç yükleyen özel hukuk sözleşmesidir. Özel okul ve/veya vakıf üniversitesi kesintisiz eğitim vermeyi, veli ve/veya öğrenci ise ücret ödemeyi taahhüt eder. Bu açıklamalar ışığında; özel okul ve/veya vakıf üniversiteleri kesintisiz eğitim verememesi nedeniyle borcunu ifa edememektedir.  Bu durumda ifa imkansızlığı durumu gündeme gelecektir.

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ‘İfa İmkansızlığı’ başlıklı 136. maddesi;

‘Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.

Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.’

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ‘Kısmi İfa İmkansızlığı’ başlıklı 137. Maddesi;

‘Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.’

6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ‘Aşırı İfa Güçlüğü’ başlıklı 138. Maddesi;

‘Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.’

hükümlerini haizdir. Dolayısıyla, niteliği itibarıyla, ilkokul ve ortaokul öğrencileri için akdedilen sözleşmeler kısmi ifa imkansızlığı kapsamında değerlendirilebilecekken, kreşler ve anaokulları bakımından ise tam ifa imkansızlığı söz konusu olacaktır. Vakıf üniversiteleri bakımından değerlendirmek gerekirse, kısmi ifa imkansızlığı kapsamında değerlendirilecektir.

Detaylandırmak gerekirse, kreş veya anaokulu öğrencisine sağlanan online derslerin niteliği itibarıyla sözleşmenin şartlarını taşıdığından bahsedemeyiz. Nitekim, kreş veya anaokuluna gönderilen bir öğrencinin temel amacı ders almak değil, sosyal imkanlardan faydalanmak ve sosyalleşmektir. Diğer yandan, o yaş grubundaki çocukları ekran başında uzun süre tutmak gelişimleri bakımından da faydalı olmayacaktır. İlkokul ve ortaokul öğrencileri bakımından detaylandırmak gerekirse, online eğitim hizmeti sağlayan sağlayıcının kısmi olarak ifa yükümlülüklerini ifa ettiğini ifade edebiliriz. Ancak veli tarafından ödenen eğitim ücreti salt ders ücreti kapsamında değerlendirilemeyip sosyal ve kültürel imkanlardan yararlanmayı da kapsadığından kısmi ifa imkansızlığından söz edebiliriz. Bu nedenle, velilerin bedelde indirim talep etme hakları doğacaktır. Peşin olarak ödenmiş ücretlerin ise kısmi olarak iadesi söz konusu olacaktır.

Vakıf üniversiteleri bakımından da aynı durum geçerlidir. Her ne kadar sağlayıcı üniversite tarafından online eğitim kapsamında ders videoları çekilse de örgün eğitim dönemindeki ders saatinden oldukça az olmaktadır. Bununla birlikte, öğrencinin sosyal ve kültürel olarak fiziki imkanlardan (havuz, kütüphane, kampüs vs.) yararlanamıyor olması kısmi ifa imkansızlığı olduğundan bedelde indirim söz konusu olacaktır.

4. SÖZLEŞMEDE YER ALAN CEZAİ ŞARTIN HUKUKİ NİTELİĞİ

Uygulamada MEB’in şart tuttuğu tip sözleşmelere ek olarak bazı özel okulların veliler ile farklı hükümler içeren iki kayıt sözleşmesi yaptığı da görülmektedir. Dolayısıyla taraflar arasındaki herhangi bir uyuşmazlıkta veliler tarafından akdedilen ve genellikle cezai şart ve genel işlem koşulu olarak haksız şart içeren işbu sözleşmeler gün yüzüne çıkmaktadır.

Cezai şart, borçluyu sözleşmeden doğan borçlarını gereği gibi ifa etmeye zorlamak için kullanılan bir yöntemdir. Dolayısıyla herhangi bir zarar doğması şart olmadığı gibi kusura da dayanmaz. Sadece sözleşmede kararlaştırılan hallerin gerçekleşmesi gerekli ve yeterlidir. Bu nedenle cezai şartın borçluyu cezalandırmaktan çok alacaklının alacağına kavuşmasına yönelik bir yöntem olduğu söylenebilir.

5. SONUÇ

Sözleşmeler değerlendirirken, tüm dünya ile birlikte ülkemizin de küresel bir salgın ile mücadele ettiği göz önünde bulundurulmalıdır. Bununla birlikte hukukumuzda özel okulların ve/veya vakıf üniversitelerinin sağlayıcı velilerin ve/veya öğrencilerin ise tüketici olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bu nedenle, izah edilen sebepler de göz önünde bulundurularak özel okulların ve/veya vakıf üniversitelerinin hakkaniyet çerçevesinde ifa imkansızlığı nedeniyle ücret iadesi yapmaları gerektiği kanaatindeyiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir